Torunun sizi artık aramadığını fark ediyorsunuz, bir aile terapisti büyükannelerin yaptığı en büyük hatayı açıklıyor

Üniversite yılları bir gencin hayatında dönüm noktasıdır; yeni şehir, yeni arkadaşlar, yeni sorumluluklar… Ancak bu heyecan verici geçiş dönemi, geride kalanlar için beklenmedik bir boşluk yaratabilir. Özellikle büyükanneler için torunlarının bu ani bağımsızlık adımı, yıllarca beslenen özel bağın tehdit altında olduğu hissi uyandırabilir. Araştırmalar, kuşaklar arası ilişkilerde fiziksel mesafenin artmasının duygusal yakınlığı mutlaka azaltmadığını, ancak bu dönemdeki adaptasyonun her iki taraf için de önemli bir meydan okuma olduğunu gösteriyor.

Değişim Kaçınılmaz, Kopukluk Değil

Torunun eskisi gibi sık aramadığını, hafta sonları ziyarete gelmediğini ya da telefonda aceleyle konuştuğunu fark etmek acı verebilir. Ancak bu davranışlar çoğunlukla uzaklaşma değil, yoğun bir uyum sürecinin doğal sonuçlarıdır. Genç yetişkinler ilk defa tamamen kendi sorumluluklarını üstlenmekte, sosyal kimliklerini şekillendirmekte ve akademik baskıyla baş etmeye çalışmaktadır. Gelişim psikolojisi uzmanları, 18-22 yaş aralığının kimlik oluşumunda kritik bir evre olduğunu ve bu dönemde üniversite öğrencilerinin aileden psikolojik mesafe alma ihtiyacı duyduklarını belirtmektedir.

Bu bilgi duygusal acıyı hafifletmeyebilir, ancak perspektif kazandırır: Torunun bu mesafesi sizi reddetme değil, kendi ayakları üzerinde durma çabasıdır. Sağlıklı gelişimin bir parçasıdır ve paradoks olarak, bu bağımsızlık dönemini desteklemek uzun vadede ilişkiyi güçlendirir.

Beklentileri Yeniden Şekillendirmek

Lise yıllarındaki sıklıkta iletişim beklentisi, hayal kırıklığının ana kaynağıdır. Büyükanne-torun ilişkisi artık farklı bir forma evrilmektedir ve bu yeni biçim daha az değerli değil, sadece farklıdır. Her gün görüşmek yerine haftada bir kaliteli görüntülü konuşma, sürekli mesajlaşma yerine samimi bir hafta sonu kahvaltısı şimdi daha anlamlı olabilir.

Beklentileri revize ederken şu soruları sormak faydalıdır: İletişim sıklığı mı yoksa derinliği mi gerçekten önemli? Fiziksel yakınlık mı yoksa duygusal destek mi ilişkinin özünü oluşturuyor? Kuşaklar arası ilişkiler üzerine yapılan araştırmalar, kalite-miktar dengesinde kalitenin uzun vadeli bağ için çok daha belirleyici olduğunu ortaya koymaktadır.

İletişim Dilini Güncellemek

Genç kuşak farklı iletişim kanalları kullanır. Uzun telefon görüşmeleri yerine kısa sesli mesajlar, resmi ziyaretler yerine spontane kahve buluşmaları, saatlerce sohbet yerine birlikte paylaşılan dijital içerikler tercih edilebilir. Büyükannelerin bu yeni dili öğrenmeye açık olması büyük fark yaratır.

Örneğin, WhatsApp üzerinden günün fotoğrafını paylaşmak, torunun Instagram gönderilerine samimi yorumlar bırakmak ya da ortak ilgi alanları etrafında kısa videolar göndermek modern bağ kurma yöntemleridir. Araştırmalar, teknolojiye adapte olan büyükanne-büyükbabaların torunlarıyla iletişim sıklığının önemli ölçüde arttığını göstermektedir.

Duygusal Yükü Paylaşmamak

En kritik noktalardan biri, özlem ve endişenizi doğrudan torunun omuzlarına yüklemekten kaçınmaktır. “Beni unuttun”, “Artık aramıyorsun” ya da “Eskiden daha çok ilgilenirdin” gibi ifadeler suçlayıcı gelebilir ve genç yetişkinlerde savunma mekanizmalarını tetikleyerek daha fazla mesafe yaratabilir.

Bunun yerine, duygularınızı “sen” yerine “ben” diliyle ifade etmek daha yapıcıdır: “Senden haber aldığımda çok mutlu oluyorum” ya da “Seninle geçirdiğim zamanlar benim için çok değerli” gibi cümleler bağ kurar ancak baskı oluşturmaz. Aile terapistleri, bu iletişim tekniğinin kuşaklar arası çatışmaları önemli oranda azalttığını gözlemlemektedir.

Yeni Roller, Yeni Değer

Üniversiteli bir torun artık çocuk değildir, ancak tam anlamıyla bağımsız bir yetişkin de değildir. Bu geçiş döneminde büyükannelerin rolü de evrilmelidir: Koruyucu olmaktan ziyade danışman, öğüt verenden ziyade dinleyen, talep edenden ziyade davet edilen biri olmak.

Bu yeni rolde büyükanneler eşsiz bir konuma sahiptir. Ebeveynlerin sahip olmadığı duygusal mesafe sayesinde yargılamadan dinleyebilir, pratik tavsiyeler sunabilir ve gencin stresli dünyasında huzurlu bir liman olabilirler. Torun üniversitede yaşadığı akademik zorluklardan, ilişki karmaşalarından ya da gelecek kaygılarından bahsettiğinde, çözüm sunmak yerine sadece anlamaya çalışmak muazzam bir hediyedir.

Kendi Hayatınızı Zenginleştirmek

Torunla ilişkinin yoğunluğu azaldığında ortaya çıkan boşluğu doldurmak için kendi yaşamınıza yatırım yapmak hem kişisel refahınız hem de ilişki dinamiği açısından kritiktir. Yeni hobiler, sosyal aktiviteler, gönüllü çalışmalar veya kendi arkadaşlıklarınızı derinleştirmek, kimliğinizi yalnızca “büyükanne” rolüyle sınırlamaktan kurtarır.

Geriatrik psikoloji araştırmaları, aktif sosyal yaşamı olan büyükanne-büyükbabaların torunlarıyla daha sağlıklı ilişkiler kurduğunu göstermektedir. Bunun nedeni basittir: Kendi hayatında tatmin bulan birisi, torundan duygusal ihtiyaçlarını karşılamasını beklemez ve bu da ilişkiyi baskıdan arındırır.

Torunun üniversiteye gidince iletişim azaldı mı?
Çok azaldı üzgünüm
Biraz azaldı normal karşılıyorum
Kalitesi arttı
Hiç değişmedi
Ben üniversiteliyim büyükannem özlüyor

Küçük Jestlerin Gücü

Büyük beklentiler yerine küçük, düşünceli jestler ilişkiyi canlı tutar. Torunun sınav döneminde moral paketi göndermek, sevdiği yemeği yapıp bekletmeden getirmek, okuduğu bölümle ilgili ilginç bir şey paylaşmak ya da başarılarını samimi şekilde kutlamak unutulmaz anlar yaratır.

Bu jestler talep etmeden değer verir, baskı oluşturmadan sevgiyi gösterir. Zaman içinde torun, büyükannenin bu koşulsuz desteğini fark eder ve doğal olarak daha fazla paylaşmak ister. İlişki zorlamadan, organik biçimde yeniden derinleşir.

Sabır ve Güven

Belki de en zor ancak en önemli adım, bu geçiş döneminin geçici olduğuna güvenmektir. Üniversitenin ilk yılları en yoğun adaptasyon dönemidir. Çoğu genç yetişkin, hayatlarında bir istikrar yakaladıktan sonra aile bağlarına yeniden yönelir ve bu sefer daha olgun, daha farkında bir ilişki kurar.

Araştırmalar, büyükanne-torun ilişkisinin hayatın farklı evrelerinde farklı yoğunluklarda seyrettiğini, ancak erken yetişkinlikte azalan yakınlığın çoğunlukla 30’lu yaşlardan itibaren yeniden güçlendiğini göstermektedir. Bugün yaşanan mesafe, yarın kurulacak daha olgun bağın temeli olabilir.

Bu zorlu geçiş döneminde kendinize şefkatli olmak, duyguların meşruiyetini kabul etmek ve aynı zamanda torunun gelişim ihtiyaçlarını saygıyla karşılamak dengeyi sağlar. İlişki kaybolmamıştır, sadece dönüşmektedir. Ve her dönüşüm gibi, bu da yeni güzellikler taşıma potansiyeline sahiptir.

Yorum yapın