Yirmi beş yaşındaki oğlunuz hâlâ ev işlerine katılmıyor, sabah kalkmak için üç kez uyandırılmayı bekliyor ve kendi çamaşırlarını yıkamayı bilmiyorsa, bu durumun sorumlusu sadece o değildir. Yetişkinlik çağına gelmiş bir çocuğun hâlâ ergen gibi davranması, aslında yıllarca süren bir ebeveynlik yaklaşımının doğal sonucudur. Peki, iyi niyetle yapılan bu hoşgörünün sınırı nerede aşılmıştır ve artık geriye dönüş var mıdır?
Çoğu ebeveyn, çocuğunun hayatını kolaylaştırmak isterken farkında olmadan onu felce uğratır. Gelişim psikolojisinde vurgulanan giде, çocuklarımızı her türlü zorluğa karşı koruma içgüdüsü, onları gerçek hayata hazırlamamızı engelleyen en büyük tutumlardan biridir.
Genç yetişkin çocuğunuzun odası dağınık mı? Siz düzeltiyorsunuz. Bankadaki işini halletmesi mi gerekiyor? Siz arıyorsunuz. İş başvurusu yapması mı lazım? CV’sini siz hazırlıyorsunuz. Her seferinde kendinize “sadece bu sefer” diyorsunuz, ama bu “sefer”ler yıllar boyunca birikiyor ve karşınızda beceriksiz, pasif, karar veremeyen bir yetişkin beliriyor.
Aşırı Hoşgörünün Psikolojik Temelleri
Klinik psikoloji araştırmalarına göre, ebeveynler çocuklarına sınır koymaktan kaçınırken genellikle üç temel korkuyla hareket ederler: çocuğun sevgisini kaybetme korkusu, çatışmadan kaçınma ihtiyacı ve kendi yetersizlik duygularını telafi etme güdüsü.
Özellikle kendi çocukluğunda sert bir disiplinle büyümüş ebeveynler, çocuklarına “daha iyi” bir hayat sunmak isterken pendülü tam tersi uca savururlar. Ancak hayat, aşırı katılık ve aşırı esneklik arasında bir dengedir; ikisi de çocuğa zarar verir.
Suçluluk Duygusu: Sessiz Sabotajcı
Boşanmış ebeveynler, uzun saatler çalışan anneler ya da babalar, maddi zorluklar yaşamış aileler… Hepsi benzer bir suçluluk hikayesi taşır. “Çocuğuma yeterince zaman ayıramadım, o yüzden en azından hayatını kolaylaştırayım” düşüncesi, aslında çocuğun zarar görmesine yol açan bir telafi mekanizmasıdır.
Oysa çocuğunuza verebileceğiniz en değerli şey, ona her şeyi hazır sunmak değil, kendi ayakları üzerinde durabilme yetisini kazandırmaktır. Araştırmalar, aşırı koruyucu ebeveynlik tarzıyla büyüyen gençlerde anksiyete bozuklukları ve düşük öz yeterlilik algısı oranının yüksek olduğunu göstermektedir.
Bağımlı Yetişkinler: Görünmeyen Kriz
İtalya’da “bamboccioni” (büyük bebekler), Japonya’da “parasaito shinguru” (parazit bekarlar), Amerika’da başlayamama sendromu… Dünyanın farklı köşelerinde farklı isimlerle anılan ama özü aynı olan bir fenomenle karşı karşıyayız: Ebeveynlerinden ayrılamayan, ekonomik ve duygusal olarak bağımlı kalan genç yetişkinler.
Türkiye’de bu durum kültürel dinamiklerle de iç içe geçmiştir. “Ailecek yaşamak” geleneği, bazı durumlarda sağlıklı bir dayanışma ağı oluştururken, bazı durumlarda da genç bireylerin bağımsızlaşmasını engelleyen bir patolojiye dönüşmektedir.
Sorumluluk Almayan Çocuğun İç Dünyası
Aşırı hoşgörüyle büyüyen gençler aslında mutsuz bireylerdir. Yüzeyde rahat ve kayıtsız görünseler de, içlerinde derin bir yetersizlik duygusu taşırlar. Kendi hayatlarının kontrolünü ele alamamanın verdiği çaresizlik, özgüven eksikliği ve kronik bir erteleme alışkanlığı gelişir.
Gelişim psikoloğu Erik Erikson’un teorisine göre, genç yetişkinlik dönemi “yakınlığa karşı yalıtılmışlık” çatışmasının yaşandığı kritik bir evredir. Ancak bu evrenin sağlıklı geçirilebilmesi için, önceki evrelerde özerklik ve inisiyatif alma becerilerinin gelişmiş olması gerekir. Eğer çocuk bu becerileri kazanmamışsa, yetişkinlik görevlerinin önünde çaresiz kalır.

Değişim İçin Geç Değil, Ama Kolay Değil
Yirmi beş yaşındaki bir çocuğa “artık sınır koyacağım” demek, beş yaşındakine söylemekten çok daha zordur. Çünkü yıllar içinde yerleşmiş bir dinamik vardır ve bu dinamiği değiştirmek hem ebeveynden hem çocuktan ciddi bir çaba gerektirir.
Değişimin İlk Adımı: Kendi Rolünüzü Kabul Etmek
Çocuğunuzu suçlamak yerine, bu duruma nasıl katkıda bulunduğunuzu anlamak gerekir. “Neden bu kadar tembel?” sorusu yerine “Ben ona hangi mesajları verdim ki böyle davranıyor?” diye sormak, çok daha yapıcı bir başlangıçtır.
Aile terapisi yaklaşımlarında sıkça vurgulanan bir gerçek vardır: İlişkilerdeki her sorun en az iki kişinin dansıdır. Dans adımlarını değiştirmek istiyorsanız, kendi adımlarınızı değiştirerek başlamalısınız.
Net Beklentiler ve Sonuçlar
Genç yetişkin çocuğunuzla oturup açık bir konuşma yapın. Ancak bu, duygusal bir hesaplaşma değil, olgun bir müzakere olmalıdır. Evde kalacaksa hangi kurallara uyacağını, hangi masrafları kendisinin karşılayacağını, ev işlerinde nasıl sorumluluk alacağını netleştirin.
Önemli olan, söylediklerinizi uygulamaktır. Eğer “odanı toplamadığın sürece WiFi şifresi yok” derseniz ama toplamazken şifreyi yine de verirseniz, sadece söylediklerinizin ciddiye alınmaması gerektiği mesajını verirsiniz.
Duygusal Şantaja Boyun Eğmeyin
“Sen beni sevmiyorsun”, “diğer anneler böyle yapmıyor”, “zaten hayatım zor, bir de sen…” gibi cümleler gelecektir. Bunlar, değişime karşı koymak için kullanılan klasik savunma mekanizmalarıdır. Siz yine de duruşunuzu koruyun. Gerçek sevgi, çocuğunuzun konforunu değil, gelişimini öncelemektir.
Büyükanne ve Büyükbabaların Özel Rolü
Eğer ebeveyn sınır koymaya çalışırken büyükanne ve büyükbaba “yazık çocuğa” diyerek devreye giriyorsa, tüm çaba boşa gider. Bu nedenle kuşaklar arası bir uyum şarttır.
Büyükanne ve büyükbabalar, torunlarına sevgi gösterirken, ebeveynlerin otoritesini baltalamamaya dikkat etmelidir. “Annen haksızlık ediyor, gel sana ben para vereyim” gibi tutumlar, çocuğun sorumluluk almasını engelleyen yan kapılardır.
Bağımsızlığın Küçük Adımları
Değişim bir gecede olmaz. Küçük, somut adımlarla başlayın:
- Kendi randevularını kendisi alsın
- Market alışverişinin bir kısmını üstlensin
- Yemek tarifi öğrensin
- Bütçe planlaması yapsın
Her başarılı adım, hem sizin hem de onun özgüvenini artıracaktır.
Hatalarına izin verin. Fatura ödemeyi unutup ceza yese de, yanlış otobüse binip geç kalsa de, müdahale etmeyin. Gerçek hayat, hata yaparak öğrenilir. Siz her seferinde kurtarıcı olursanız, çocuğunuz asla kendi kurtarıcısı olamaz.
Çocuğunuza öğretebileceğiniz en değerli ders, sizin yokluğunuzda da hayatın üstesinden gelebileceğidir. Bunu ona öğretmek, belki şimdi acı verecek ama yarın en büyük armağanınız olacaktır. Her ebeveynin asıl görevi, bir gün kendini gereksiz kılmaktır. Bu biraz üzücü ama aynı zamanda gurur verici bir gerçektir.
İçerik Listesi
