Toplantıdasın. Patron konuşuyor ve sen elinde kalemle her şeyi yazmaya hazırsın. Karşı masadan arkadaşın sana şüpheli bir bakış fırlatıyor, bir diğeri ise hafifçe gülümsüyor. Kafandan geçenler hep aynı: “Acaba hafızama güvenmediğimi mi düşünüyorlar? Çok mu kaygılı görünüyorum? Dinlemeyi bilmediğimi mi sanıyorlar?” Kulağa tanıdık geliyor, değil mi? Çünkü iş yerinde sürekli not almak garip bir üne sahip: bir yandan profesyonellik işareti sayılırken, diğer yandan sanki zihinsel bir zayıflık gibi algılanabiliyor. Peki gerçek ne? Bilim ne diyor? Ve en önemlisi: bu alışkanlığı utanç verici bir etiket yerine kariyer basamağına nasıl dönüştürebilirsin?
Beynimiz Neden Not Almaya İhtiyaç Duyuyor?
Tatsız bir gerçekle başlayalım: beynimiz mükemmel bir kayıt cihazı değil. Aksine, önemli bilgileri arka plan gürültüsünden ayırmaya çalışan bir filtre gibi çalışıyor. İş hayatında toplantılar tam bir bilgi bombardımanı: rakamlar, son teslim tarihleri, görev dağılımları, kimin ne yapacağı. İşte tam burada not almak en büyük kozun haline geliyor.
Bilişsel psikoloji araştırmalarına göre, dinlerken bilgileri yazmak, pasif olarak oturup sadece dinlemekten kat kat daha etkili bir öğrenme yöntemi. 2014 yılında Mueller ve Oppenheimer’ın yaptığı çalışma, elle not alan öğrencilerin kavramsal sorularda klavye kullananlardan çok daha başarılı olduğunu gösterdi. Neden mi? Çünkü elle yazmak beyni “derin işleme” adı verilen bir sürece zorluyor: sadece kelimeleri kaydetmiyorsun, anlamları işliyorsun.
Not aldığında sadece elin hareket etmiyor. Beyninde tam bir orkestra çalışıyor: temporal lob duyduklarını işliyor, motor korteks yazıyı kontrol ediyor, prefrontal korteks her şeye anlam veriyor. Bilim insanlarının “kodlama” dediği bu süreç, hatırlama kapasiteni ciddi şekilde artırıyor. Yani her yazdığında aslında üst düzey zihinsel jimnastik yapıyorsun.
Ama bunun psikolojik bir başka yönü daha var. Bir şeyi yazıya döktüğünde, beynine güçlü bir mesaj gönderiyorsun: “Bu bilgi benim kontrolüm altında”. Bu, Slamecka ve Graf’ın 1978’de incelediği “üretim etkisi” diye bilinen bir olgu: bilgiyi aktif olarak ürettiğinde, yani kendi kelimelerinle yazdığında, sadece okuyup dinlediğinde olduğundan çok daha iyi hatırlıyorsun. Yazmazsam hatırlamam diyenler aslında nörolojik bir gerçeğe işaret ediyorlar.
Güvensizlik mi, Sorumluluk Duygusu mu?
Şimdi asıl soruya gelelim: insanlar sürekli not alırken sana neden tuhaf bakıyor? Türkiye’de özellikle geleneksel iş ortamlarında “demir gibi hafıza” neredeyse bir süper güç sayılıyor. Patron “sana bir kere söyledim, yazman gerekmiyor” dediğinde aslında kültürel bir mesaj gönderiyor: “Güçlü ol, zaaf gösterme”.
Ama modern psikoloji tam tersini söylüyor. Sistematik not almak aslında yüksek sorumluluk duygusunun göstergesi. İş stresi yönetimiyle ilgilenen uzmanların belirttiği gibi, yapılandırılmış ve pratik stratejiler mesleki kaygıyı azaltmaya yardımcı oluyor. Not almak tam olarak bu kategoriye giriyor: “Bu işi ciddiye alıyorum ve tek bir ayrıntıyı bile kaçırmak istemiyorum” diyorsun.
Dahası var. Bu alışkanlık, nöropsikologların “yürütücü işlevler” dediği yeteneklerle doğrudan bağlantılı. Bunlar planlamanı, organize olmanı, detayları yönetmeni sağlayan zihinsel kapasiteler. Hepsi prefrontal kortekste, yani beyninin CEO’sunun bulunduğu bölgede gerçekleşiyor. Diamond’ın 2013 araştırmasına göre, planlama ve organizasyonu içeren aktiviteler bu yürütücü işlevleri güçlendiriyor. Yani yapılandırılmış biçimde her not aldığında, kelimenin tam anlamıyla beyninin en gelişmiş kısmını antrenman yapıyorsun.
Fiorella ve Mayer’in 2015’teki meta-analizi, not alarak üretilen özet ve şemalar gibi materyallerin öğrenmeyi yüzde 30-40 artırdığını gösterdi. “Kendi aklına güvenmemek” olarak görülen bir şey için fena değil, değil mi?
Bilim Not Almanın Gücü Hakkında Ne Diyor?
Peki bunlar sadece güzel teoriler mi? Kesinlikle hayır. Bilişsel psikolojinin bu konuda çok net verileri var. Not almak bilgileri hatırlama kapasitesini yüzde 20-30 artırıyor; bunu Kiewra’nın 1989’daki öncü çalışması ve sonrasındaki sayısız araştırma doğruluyor. Bu, bilgi işleme teorisindeki “kodlama özgüllüğü” ilkesiyle bağlantılı.
Şöyle çalışıyor: bir bilgiyi hem işitsel olarak (dinleyerek) hem de motor hareketle (yazarak) aldığında, beyinde o bilgiye ulaşmak için çoklu erişim noktaları oluşuyor. Sanki bir dosyaya hem isme, hem renge, hem de etikete göre ulaşabiliyormuşsun gibi. Sonra o bilgiyi hatırlamak istediğinde, hatırlama kapısını açmak için çok daha fazla “anahtarın” oluyor. İşte bu yüzden not alanlar toplantıdan bir hafta sonra bile detayları çok daha iyi hatırlıyor.
Ama dikkat: sadece yazmak değil, ne yazdığın da önemli. Çünkü her şeyi kelimesi kelimesine kopyalamak aslında bilişsel faydayı azaltabiliyor. Araştırmalar açıkça gösteriyor ki kendi kelimerinle özetlemek, mekanik olarak yazıp çıkarmaktan çok daha etkili. Özetlediğinde derin bir anlama çalışması yapıyorsun ve beyin çok daha sofistike bir düzeyde çalışıyor.
Çoklu Görev Tuzağı ve Doğru Denge
Buraya kadar her şey mükemmel görünüyor, değil mi? Ama karanlık bir taraf da var. Çünkü takıntılı bir şekilde not almak bir tuzağa dönüşebilir. Özellikle her şeyi yazmaya çalıştığında, aslında dikkatini bölüyorsun. İşte burada modern psikolojinin en tartışmalı konularından biri devreye giriyor: çoklu görev.
Bilişsel yük teorisine göre, beynin aynı anda işleyebileceği bilgi kapasitesi sınırlı. Çılgınca dinleyip yazarken ikisini de tam olarak yapamama riski taşıyorsun. Ophir, Nass ve Wagner’in 2009 çalışması, çoklu görev yapanların dikkat “geçiş maliyeti” yüzünden performanslarının yüzde 40’a varan oranda düştüğünü gösterdi. Yani panik içinde her şeyi yazarken, konuşmanın duygusal nüanslarını ve tonunu kaçırıyorsun. Ağaçları görüp ormanı kaybediyorsun.
Çözüm ne? Akıllıca not almak. Gerçekten önemli olanı ayırt etmeyi bilmek demek bu. Pratikle gelişen bir tür zihinsel filtre, notları giderek daha az dikkat dağıtıcı, daha çok destekleyici hale getiriyor. Püf nokta, her söylenen kelimeye değil, temel kavramlara, alınan kararlara, yapılacak eylemlere ve son teslim tarihlerine odaklanmak.
Ne Zaman Sorun Olur: Kompülsif Not Alma
En hassas kısma geldik. Çünkü her iyi şey gibi, not almak da aşırıya kaçırıldığında sorunlu hale gelebilir. Obsesif kompülsif bozuklukla ilgili araştırmalar, bazı insanlar için not almanın gerçek bir kompülsiyona dönüşebildiğini gösteriyor. Bu durumda “yazmazsam felaket olur” gibi abartılı bir inanç oluşuyor ve davranış katı bir ritüele dönüşüyor.
Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2013 tarihli DSM-5 tanı kılavuzuna göre, kompülsiyonlar istenmeyen dürtülerle tetiklenen tekrarlayıcı davranışlar. Aşırı not alma, Starcevic ve Berle’nin 2015’te belgelediği gibi, bilimsel literatürde nadir ama gerçek bir kompülsif belirti olarak yer alıyor. Bu durumdaki insanlar tamamen alakasız şeyleri bile yazma ihtiyacı hissediyor: iş arkadaşının ne giydiğini, kahve molasının saatini, hatta toplantıda kimin öksürdüğünü bile.
Bu noktada not almak faydalı bir araç olmaktan çıkıp günlük yaşamın önünde bir engel haline geliyor. Mataix-Cols ve ekibinin 2005 araştırmasının doğruladığı gibi, kompülsif ritüeller işlevselliği bozuyor. Not almanın seni toplantıdan kopardığını fark edersen, yazdıklarını kontrol etmek için geri dönme ihtiyacı hissedersen ya da yazamadığında güçlü bir kaygı duyarsan, bu bir uyarı işareti olabilir.
Ama dikkat: bunu okuyup paniğe kapılma. İnsanların büyük çoğunluğu için not almak tamamen sağlıklı ve etkili bir strateji. Sorun ancak hayatını kısıtladığında, işini engellediğinde ya da sosyal ilişkilerine zarar verdiğinde ortaya çıkıyor. Sadece daha üretken olmak için yapıyorsan, hiç endişelenme.
Pratik Stratejiler: Notları Kariyer Kaldıracına Dönüştürmek
Yeter teori, pratiğe geçelim. Bilişsel faydaları maksimuma çıkarmak ve aynı zamanda “not tutkunları” etiketinden kaçınmak için nasıl not almalısın?
- 80/20 kuralını uygula: Her şeyi yazma, gerçekten önemli olan yüzde 20’ye odaklan. Ne önemli? Yapılacak eylemler, rakamlar, son tarihler, ilgili kişilerin isimleri ve sana özel verilen görevler. Geri kalanı muhtemelen toplantı özeti olarak e-postayla gelecektir.
- Kendi kelimerinle yaz: Birebir kopya çıkarmak yerine kendi ifadelenle özetle. “Proje 15 Mart’ta teslim edilecek ve ekip 3 gruba ayrılarak çalışacak” yerine sadece “15/3 – 3 grup” yaz. Hem daha hızlı hem de beyni anlamı işlemeye zorluyor.
- Göz teması ile yazmayı dengele: Bakışlarını kağıda kilitleme. Dinle, anla, sonra yaz. Konuşan kişiyle göz teması kurmak hem saygı işareti hem de o anın duygularını ve nüanslarını yakalamak için kritik.
- Dijital mi kağıt mı? Bağlama göre değişir: Resmi toplantılarda defter daha profesyonel görünebilir. Hızlı notlar için akıllı telefon ya da tablet pratik olabilir. Ama dikkat: telefon kullanıyorsan başta “not alıyorum” diye belirt, yoksa sohbet ediyormuş gibi görünebilirsin. Ve unutma: bilim, elle yazmanın daha derin kodlamayı desteklediğini söylüyor.
- Yaptığını olumlu bir dille ilet: “Söyledikleriniz önemli olduğu için not alıyorum” demek algıyı tamamen değiştirir. Küçük bir iletişim tekniği ama her şeyi değiştirebilir.
- Notlarını düzenli gözden geçir: Notların gerçek gücü onlara geri dönebilmende. Her hafta sonu tekrar oku ve henüz yapılmayanları işaretle. Bu hem hafızayı güçlendirir hem de sorumluluğunu gösterir. Roediger ve Karpicke’nin 2006’da incelediği test etkisi, periyodik gözden geçirmenin hatırlamayı yüzde 50 artırdığını gösteriyor.
Patronun Bakış Açısı: Not Alanlar Nasıl Algılanıyor?
Merak ediyorsundur: yöneticiler not alan bir çalışanı nasıl görüyor? Aslında liderlerin çoğu bu alışkanlığı olumlu değerlendiriyor. Not almak, bağlılık ve detaylara dikkat sinyali veriyor. Özellikle görevler verilirken “not ettim, hallediyorum” demek güvenilirlik algısını artırıyor. Bersin by Deloitte’un 2019’da iş ortamında yaptığı araştırmalar, organize şekilde not alanların daha yüksek liderlik potansiyeline sahip algılandığını gösteriyor.
Ama bir ama var: toplantıda herkes seninle konuşurken tamamen yazmaya dalmışsan, bu iletişimsel bir kopukluk yaratabilir. Bu yüzden “aktif dinleme” ile “not alma” arasındaki dengeyi iyi yönetmek çok önemli. Bazen durup yazmadan önce “anladım, harika fikir” demek, sadece yazmaktan çok daha etkili olabiliyor.
Yapay Zeka Çağında Hala Not Almak Gerekli mi?
Geleceğe bir göz atalım. Artık yapay zeka toplantıları otomatik kaydedip özetler üretebiliyor. O zaman hala not almaya ne gerek var? Cevap şaşırtıcı derecede basit: kesinlikle gerekli. Çünkü not almanın değeri sadece bilgiyi saklamakta değil, onu beyninde aktif olarak işlemekte.
Nörobilim araştırmaları, yapay zekanın ürettiği bir özeti okumak gibi pasif alınan bilgilerle, kendi ellerinle ve beyninde işleyerek yazdığın bilgiler arasında devasa bir fark olduğunu gösteriyor. İkinci yöntem çok daha güçlü sinirsel bağlantılar oluşturuyor. Mueller ve Oppenheimer ile sonraki çalışmaların doğruladığı gibi, aktif not almak yapay zeka destekli pasif özetlerden üstün kalmaya devam ediyor.
Belki formül değişecek. Belki yapay zeka ilk taslağı oluşturacak, sen de kendi kişisel düşüncelerini ekleyeceksin. Ama temel ilke aynı kalıyor: bir bilgiyi gerçekten içselleştirmek için zihninde işlemen gerekiyor. Ve işte burada not almak, teknolojik modernliğin ortasında bile eski bir bilgeliği koruyor: öğrenmek için yazmak gerekir.
İş yerinde sürekli not almak ne güvensizlik ne de dikkat eksikliği işareti. Tam tersine, bilişsel olarak güçlü, psikolojik olarak sağlıklı ve profesyonel olarak değerli bir davranış. Tabii dengeli kullanıldığında. Aşırıya kaçınca kompülsif hale gelebilir, çok mekanik yapılınca o anı yaşamaktan alıkoyabilir. Ama doğru stratejilerle yönetildiğinde, gerçek bir profesyonel büyüme kaldıracına dönüşüyor. Belki de asıl soru şu: sen hangi takımdasın? “Her şey kafamda” ekibinden mi yoksa “yazmazsam rahatsız olurum” grubundan mı? Her ikisi de meşru. Ama bilim net konuşuyor: yazmak işe yarıyor. Yani bir dahaki sefer toplantıda defterini çıkarıp biri sana ters baktığında, unutma ki beynin sana teşekkür ediyor. Ve birkaç ay sonra o toplantıda kimin ne dediğini tam olarak hatırlayan tek kişi sen olduğunda, o bakışlar anlam değiştirecek.
İçerik Listesi
